Emanet ve Velayet Nuru

Hz. Peygamber’in (sav) “Muhammedü’l-Emin” oluşu, onca zulümden sonra Medine’ye hicret etmesi ve İmam Ali’yi (as) Mekke’de bırakıp emanetleri sahiplerine ulaştırması için görevlendirmesi, zahirde bir tedbir gibi görünse de batında büyük bir işarettir.

Çok kimse asıl hareketi Hz. Ali’nin (as) Peygamber’in (sav) yerine yatması sanır; onlar öyle sansınlar. Hakikatte ise asıl hareket, Cenab-ı Peygamber’in (sav) emaneti İmam Ali’ye (as) bırakmasıdır. Bu, birkaç eşyanın iadesi değil; Velayet nurunun İmam Ali (as) ile devam edeceğinin haberidir.

Asıl cesaret de budur. İmam Ali (as) emaneti yüklenerek işin ehli olduğunu göstermiştir. Emanet konusunu sadece eşya olarak düşünenlere bu sözler kapalıdır; fakat emanet ehli manayı perdesiz izler.

“Şüphesiz Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi emreder…” (Nisâ 58). Bu, Nübüvvet sonrası Velayet nurunun İmam Ali’nin (as) üzerinden devam etmesinin tezahürlerinden biridir.

Emanet içinde en kıymetlisi ise Peygamber’in (sav) Ehli Beyti’dir; onlar da İmam Ali’ye (as) emanet edilmiştir. Bu, Velayetin hem zahirde hem batında Ali (as) üzerinden taşındığının en açık delillerinden biridir. 

Ceyhun

Editör: Copilot AI

09 12 25