Bugün Mevlevî, Nakşî, Bektaşî, Halvetî, Kadirî, Rifâî gibi tarikatlar birbirinden keskin çizgilerle ayrılıyormuş gibi anlatılıyor. Oysa hakikat katında yollar bir suyun ayrı kolları gibidir; menba tek, isimler çoktur. Turuk-ı Ali birdir ve hepsi Ehl-i Beyt’in bâtınî yolunun farklı usulleridir. Hakikatin merkezi Ehl-i Beyt’tir; bütün sülûk, onların muhabbeti ve nuruyla yön bulur. Bu yolun mihveri tevellâ ve teberrâdır; muhabbet olmadan sülûk hakikate ulaşamaz.
Bir tarikat şeyhi, mürşid olan büyük kişi, Ehl-i Beyt’e muhabbet ve bağlılık gösterdiğinde bu onun yolunun gereğidir. Şaşılacak olan bu değildir; asıl şaşılacak olan, Ehl-i Beyt muhabbetinden uzak kalmış, batınî rehberlikten mahrum olanların hâlidir. Çünkü Ehl-i Beyt’e hakiki samimi muhabbet olmadan sülûk, hakikate ulaşamaz
Zahirde tarikat ehlinden görünen birçok kişi vardır ki, kendini yolda sanır fakat batına ermemiştir. Bazıları şeyhlerinde gördükleri olağanüstülükleri veya kerametleri kendilerine delil getirir; hâlbuki keramet hak üzere olmanın ölçüsü değildir. Keramet, istikamet yolunda bir perde olabilir; görünüşe kapılanlar oyalanır. Tevellâ ve teberrâsı eksik olan kişi, Ehl-i Beyt’in hakikatiyle bütünleşmeden yürür; zahirde yol alsa da batına erişemez.
Nice kimseler vardır ki, Firavun ve Karun misali güç ve olağanüstülükle oyalanmış, hakikatten uzak kalmıştır. Ahir zamanda öyle bir fitne olacaktır ki, Deccal bir genci ikiye bölüp sonra canlandıracak ve “Bakın, ben sizin Rabbinizim” diyecektir; bu, görünüş ile hakikatin farkını açıkça gösterir. Hakikat, usulsüz ve edepsiz bir kalbe açılmaz; tarikatin özü teslimiyet, sükût, Ehl-i Beyt muhabbeti ve kalbin safiyetidir. İsimler, hırkalar veya görülen olağanüstülük kişiyi yol ehli yapmaz; ayrılık zahirdedir, bâtında nur tektir.
Ceyhun
Editör: ChatGPT AI
02 12 25