Süleyman Kırmızıtaş hakkında tarihsel bir yazı – Mehmet Gülmez

1968 ylında seçimi alan Süleyman abi iki dönem beledye başkanlığı yaptı. Beledye başkanlık görevi sona ermişti. o yıllarda Dêsım merkez de PKK ve Sol örgütlerin rüzgarı esiyordu. Alan aşireti taht köyünde halamın evindeydim. Kekil Tolyak amca akşama doğru eve geldi. Höpik köyünde taş çıkarmaktayken inşaat paydos edilmişti. ”Pir Ali Koç un oğlu Şah Haydar-Saheyder vurulmuştu. Getirip evin önündeki tarlada cenazesini yıkadılar. Sanki Kırklar dağının dibinden koca bir kavak ağacı devrilmişti tarlanın ortasına.’ O zaman 8 yaşında olan torunu mehmet ise yıllar sonra şöyle diyecekti bana. ‘Şu tarlanın ortasına getirip yıkadılar. Bütün civar insan kaynıyordu. Tarla ise sanki kan gölü olmuştu’. Doğrusu bende tanıktıım insanlara. Duyan herkesin adeta içinden birşeyler kopuyordu sanki. İşte bu süreçte Dêsım in başına gelecekleri en iyi kavrayıp önderlik yapmak isteyen Süleyman Kırmızıtaş idi. İnsanlar açı çekiyor, homurduyorlardı ama kimse çıkış bulamıyordu. Öyle ya bir sol örgüt koca Pir Aliyê Qoji nin oğlunu vurmuştu. Kim konuşmaya cesaret edebilir ki? Süleyman abi bir halk komitesinin kurulmasını bu cinayein aydınlanmasını istiyordu. Bazı isimler belirlendi, bu aşamada Sol ve Kürt eksenli örgütlerde dahil oldular. Hüseyin Kızılarslan ve ortaklarının binasının altındaki Sinema salonunda ikinci ve geniş katılımlı toplantı oluyordu. Ali Özler kısa ve heyecansız, sükunet telkinli, insan öldürmenin insanlık suçu olduğu içerikli bir konuşma yaptı. Mikrofon idaresi Süleyman abi deydi. Metin Gök Kürsüye geldi, Sozyalizm, Devrim ve Kürdistan eksenli çok ateşli ajiteli bir konuşma yaptı. Cinayetin aydınlatılması ile ilgili tek cümle etmediği gibi, sanki sıradan bir olaymış gibi es geçip propagandaya ağırlık verdi. Mikrofonu Süleyman abiye verip indi sahneden. Süleyman abi Tarihi sözünü söylemeye başladı. Aklımda kalan kısmı şu idi. ‘Arkadaşlar insan ölümünden bahsediyoruz. Haydar Koç cinayeti açıklığa kavuşturulamazsa, bu memleket cinayetler cehennemi olur’. Salondan sahneye fırlayan M.B. adlı genç Süleyman abinin elinden mikrofonu aniden kaptı ve aklınca örgütünün propagandasına başladı. Süleyman abi hiddetlenip bir kaç söz söylediyse de kaos arttı ve salon terk edildi. Daha sonra, bir işgüzar’ın sahte hayali delil üretme yalanıyla bir de Baba Mansurlularla Khureşanların çatışması körüklendi. Ezeli iğrar olan iki ocak’ın biribirine düşürülme provakasyonu an meselesiydi. Ancak çok acı çekilsede, Başta Süleyman Kırmızıtaş abi olmak üzere, bazı Khureşanlıların akıllı davranışları sayesinde Haydar Koç cnayetinden sonra karşı cinayete yol verilmedi. Üzerinden fazla zaman geçmeden Metim Gök benzer kalleş bir cinayetle katledildi. Örgüt içi sorunları her ne ise, Adanaya toplantıya çağırılmıştı. Toplantı yerinde çapraz ateşle yoldaşları tarafından katledilmişti. Mikrofonu Süleyman Kırmızıtaş’ın elinden kapan M.B. merak ederseniz. 12 Eylül darbe süreci başlar başlamaz ailece İstanbula taşındılar. Bir daha onun esamesi duyulmadı Dêsım de. Kendisi umarım bu yazıyı okuyordur ama nafile, ‘Sol hiç yanlış yapar mı?) Öz eleştiri verirler mi? Evet haydar Koç cinayetinin önemini anlamadan, kapatılması yönünde taraf olan Metin Gök aynı kalleş sonuçla kendisi yaşamını yitirecekti. Süleyman Kırmızıtaş’ın söylediği gerçekleşti. O gün bu gündür Dêsım-Dersin cinayetler cehennemidir. Aslında bu kadar rahat bir halkın katledilmesi cinayet işleyenler için Cennet olmalıdır yinede Cehennem dedim çünkü halk cehennem azabındadır, Doğa cehennem azabındadır. Süleyman Kırmızıtaş’ın dışında tek bir beledye başkanının insan öldürmeyin tavrı vardı. Nazımiye beledye başkanı Kemal Tekin di. O da bir örgüt tarfından bir gece çocuklarının içinde katledildi. Yaklaşık elli yldır bu memlekette cinayetler ve hatta toplu katliamlar yapılıyor ama kimse suçlu değil. ( Ne yazık ki, suçlu hep Dersim Aleviliğidir)

Yazar: Mehmet Gülmez

Referans: https://www.facebook.com/mehmet.gulmez.58511/posts/pfbid02USMRTwcLiwA6HPaJPLCk5q8poxqN1Miv9RyUKuf5LtBK3kjAuasVUdXrszJjmRjml

Süleyman Kırmızıtaş