Görmek için bir görünen, bir gören gerekir; yani temaşa mertebesinde bir ikilik gerekir. Bu ikilik hakikatte değil, müşahede mertebesindedir. Ama bilmek için bilinen, bilen tarafından kuşatılabilir; yani ikilik gerekmeyebilir. Birlik halinde de bilme olur ama görme olmaz.
Görmek için görülen şeyden yansıyan ışık, görenin gözlerinden içeri girer. Bu durumda karanlıkta görme olmaz veya görülen şey ışığı yansıtmazsa o zaman da görülme olmaz. Yansıtıcı yüzey ne seviyede yansıtırsa o seviyede ışık gelir. Eğer yansıtan yüzey paslı, bozuk ise görme tam olarak gerçekleşmez. Benzer şekilde, gören kişide de pas, kir veya görme kusuru varsa gelen ışıkları o seviyede görür.
Görmenin kemali hem yansıtan yüzeyin hem de görenin kemaline bağlıdır. Mesela Cenab-ı Peygamber (sav), Cenab-ı Hakk’ı en kamil şekilde yansıtırken bazı kalpleri kararmış kimseler ona inanmadı bile. Fakat İmam Ali (as), Ehl-i Beyt ve Peygamber’in (sav) hakiki arkadaşları, kendi istidatlarına göre temaşa ettiler. Tıpkı ayın on dördünde dolunayı gördükleri gibi.
Ceyhun